BilgiPaylasim-Yahşi Batı - Nefes Filmi Kesintisiz İzle

Tam Görünüm: İKİZLER SİTESİ (HİKAYE)
Şu Anda Hafifleştirilmiş Görüntüleme Modundasınız. Tam Görünüm Modu için, Buraya Tıklayın
İKİZLER SİTESİ
Adnan Menderes Üniversitesi Aydın Sağlık Yüksek Okulu Öğretim Üyesi Perihan Hanım evinde kapısının zili çaldığı zaman içinden,”ikizlerden biri geldi ama hangisi?”diye geçirdi. Bir koşu gidip kapıyı açtı. Kızını karşısında bulunca hala aynı karmaşayı yaşıyordu.
--- Sen misin Nurten, neden bugün erkencisin?
---İlahi anne yine karıştırdın. Ben Ayten’im dersimiz boştu o nedenle erken geldim.
Ayten odasına çıkanca Perihan Hanım mutfaktaki akşam yemeği hazırlığına devam etti. Bir saat oldu olmadı ki kapı zili tekrar çaldı. Gidip kapıyı aralayınca ikizin ikincisi karşısındaydı,
--- Hoş geldin Nurtenci’ğim okulun nasıl geçti hayatım?
--- Süper! Sosyal bilgiler sınavından doksan iki aldım. Sana da bravo anne, bugün benim Nurten olduğumu bildin
--- Adını bilmem rastlantı değil canım kızım, kardeşin Ayten’in son dersi boşmuş. Bu gün erkenci. Odasında seni bekliyor.
Perihan Hanım, yine sağlık sektörünün bir elemanı olan Eczacı Selami Bey’le hayatını birleştirdiği zaman yaşamı güllük gülistanlıktı. İkisi de çalıştıkları için hemen çocuk yapmayı düşünmemişlerdi.
Hem evliliklerinin ilk yıllarını sorunsuz geçirmek hem de en azından bir ev sahibi olmak düşüncesini paylaşıyorlardı. Yaşadıkları Aydın İlimiz iklimiyle olanaklarıyla genç çifte yaşama sevinci aşılıyordu. Yazın Kuşadası ve Didim’e güzün Büyük Menderes Deltası ve Bafa Gölü Milli Parkları’na yaptıkları gezilerle moral tazeliyorlardı. Herkesin İzmir’e giderken görüp geçtiği bu kent evliya çelebi’nin dediği gibi hayır ve bereket in filizlediği yerdi. Kentin tarihinde efeler başköşeyi tutuyordu. Çakırcalı Mehmet Efe, Atçalı Kel Mehmet Efe, Yörük Ali Efe Demirci Mehmet Efe zamanla efsaneleşmiş bileği bükülmez kahramanlardı. Bu şehrin develeri bile efeleniyordu. Her sene tertiplenen deve güreşlerinin seyrine doyum olmuyordu. Selami – Perihan çiftinin sık sık uğradıkları Aydın’ın asırlık lokantalarını şimdileri beşinci kuşaktan torunlar yönetiyorlardı. Dedelerinin icat ettiği çöp şiş buranın en beğenilen kebabıydı. Genç çift, birer sanat eseri pidelerinin yanında çöp şişlerini yerken hep doğup büyüdükleri Aydın’dan söz ediyorlardı. Selami Bey,
--- Hayatım, Aydın’ın değerini Aydınlılar bilir. Yerli ve yabancı turistlerin bir an önce Bodrum’a ulaşmak için hızla gelip geçtiği Aydın’ımız dost insanların, bereketli ovaların, damak tadı menülerin, kahraman efelerin diyarıdır.
--- Biz Aydınlıyız ama Aydın’da bir evimiz yok. Kirada oturmakla Aydınlı olunmuyor bey!
--- Göç gide gide düzelir güzelim. El ele verince evimizde olur arabamız da … Birlik olan yerde dirlikte olur.
Selami Bey, düşüncesinde yanılmamıştı. Evliliklerinin üçüncü yılında banka kredisiyle bir de evleri birde arabaları olmuştu. Sıra sıcak yuvalarını şeneltecek çocuklara gelmişti. Ne var ki genç evliler çocuk sahibi olmaya karar verdikleri zaman bunun olanaksız olduğunu öğrenmişlerdi. Perihan Hanım’ın dünya başına yıkılmıştı. Ama Selami Bey, onun kadar umutsuz değildi.
--- Hayatım niye üzülüyorsun.? Çocuğumuz olmasa da olur. Mutluluğumuz bize yeter. Sen benim çocuğum, ben de senin çocuğun olur, geçinir gideriz. Daha da olmazsa çocuk esirgemeden bir evlat ediniriz.
--- Selami, bir çocuğumun olmasını çok istiyorum. Bu isteğimi ertelemeyi hiç düşünmüyorum.
Perihan Hanım’ın bu ısrarı dört yıllık bitmeyen tedavilere mal olmuştu. Sonunda tüp bebek yöntemiyle hamile kaldı. Riskli bir gebelik geçiriyordu. Zamanını evinde uyuyarak, kitap okuyarak dolduruyordu. Hastaneden bir yumurta ikizi bebekleri olacağını öğrendiği zaman sevinçten havalara uçuyordu. Üç canlı oluşu umurunda değildi. Umut dolu bir bekleyişten sonra nihayet kızlarına kavuştu. Ancak bu sevinç birkaç hafta sürdü. Perihan Hanım’ın kâbusları çoktan başlamıştı. İkiz bebeklere bakmak hem zor hem yorucuydu. Kızlarının biri bazen ikisi sürekli hastalanıyordu. Perihan Hanım, altıntopları için bütün zorluklara göğüs gerdi. Gerçi büyüklerinden, bakıcı kadınlardan destek alıyordu. Gel gelelim sorunlarını aşacak ne bir kaynak ne de bir ahbap bulabiliyordu. Çevresinde ikiz çocuk sahibi kimse yoktu. Aksine, meraklılar kendine hep aynı soruyu yöneltiyorlardı;
--- İkiz büyütmek nasıl hayatım, ikizin olduğu için seviniyor musun.?
--- Gayet basit, bir çocuk büyütürken çektiklerinizi ikiyle çarparsanız beni anlamış olursunuz. Bütün zorluğuna karşın size göre iki kat mutluyum. Daima boynuma sarılan dört el, yanaklarımı öpen iki dudağa sahibim.
Perihan Hanım, ikizleri büyüdükçe bir çelişkiye de kendini alıştırdı. İkisi de birbirinin farkında değildi. Hep tek olduklarını düşünüyorlardı. Oysa genç anne onları eşit düzeyde ayrı ayrı seviyordu. Akrabalarından olsun, komşularından olsun aldığı öneriler, akıllar, uyarılar ve eleştiriler bir işe yaramadığı gibi aklını karıştırmaya da birebirdi.
--- Aman gelin, ayağına patik giy, yoksa bebeklerde gaz olur.
--- Evladım çocukların sürekli ağlaması sütünden olmalı, ne yedin de çocukların karnı gidiyor?
--- Komşu, bebekleri kundaklama soğuğa alışsınlar.
--- Komşum, neden ikizleri sıkı giydirdin? Aman ha terletip üşüteceksin.
--- Kızım, bak bebeklerin parmağını emiyor, aptal olacaklar.
Perihan Hanım’ın çevresindeki felaket tellalları onu bir arayışa şevketti. Aradığı dostlarını internetten buldu. İkiz, üçüz annelerinin kurduğu “ İkizler Sitesi “ ne girerek her kolaylığı öğrendi. Ayrıca yurdun dört köşesinden ikiz anneleriyle çetleşerek, içini döküp rahatlıyordu. Kendisinin de yaşayarak öğrendiklerini onlarla paylaşıyordu. Sitenin sosyal etkinliklerine katılıyordu. Kızlarının kreşte yaptığı resimleri, ikiz ve üçüzlerin açtığı resim sergisine göndermişti. Sitenin tertiplediği gezilere bile katılmıştı. Tanıştığı bütün ikiz anneleri kendine göre çok şanslıydılar. Onlar ikizlerini boy, kilo, çehre, saç rengi ve benlerinden kolayca ayırt edebiliyorlardı. Hele kızlı erkekli ikiz anneleri doğuştan avantajlıydılar. Perihan Hanım’ın tıpa tıp ikizleri ailede ve çevrede giderek büyüyen bir sorun olarak yaşanıyordu. İkizlerin ruhen aynı duygulara, yeteneklere, tutkulara sahip olması ayırt edilmeme sorununu körüklüyordu. Okul öncesi karışıklıklar birer tatlı anı olarak belleklere yerleşti. Hasta kızın yerine sağlıklıyı doktora götürdükleri, yıkanmadı diye aynı çocuğu iki defa yıkadıkları, aç kaldı diye yemeyenin mamasını tok bebeğe yedirdikleri sıradan olaylardı.
İkizler büyüyüp ilköğretim çağına gelince Perihan Hanım’ın bir bakıma işi kolaylaştı. Kaynanasının bir sözü onu çok etkilemişti. “ Kız anasından görmeyince, sofra kaldırmaz.” Bu söze sadık kalarak kızlarını ev temizliğine, mutfağa, getir götür işlerine çoktan sokmuştu. Sonuçta Perihan Hanım, çalışan bir bayandı. Kızlarının ev işlerinde kendisine yardımcı olmalarından rahatlıyor ve mutlu oluyordu. İkizlerin benzerliği okullarında da sorun yarattı. Okul idaresi ikizleri ayrı ayrı sınıflara vermek zorunda kaldı. İdareciler, öğretmenler onları isimleriyle ayıramadıklarından sınıflarıyla ayırt edebiliyorlardı.
--- Kızım sen bizim sınıftaki ikizsin değil mi? Haydi git bana renkli tebeşir getir.
--- Kızım sen bizim üst kat sınıftaki ikizsin herhalde. Sınıf başkanına söyle derse fiziki Türkiye haritasını götürüversin.
Öğretmenler toplantısında baş muavinin bir kuşkusu tatlı bir espri olarak belleklerde kaldı.
--- Arkadaşlar, öğrencilerimiz Ayten ile Nurten birbirinin kopyası. Dikkatli olun biri diğerinin yerine sınava girmesin..
Her ikisinin de dersine giren Türkçe öğretmeni Hilal Hanım, söz alarak öğretmen arkadaşlarına ikizlerin yazılı kâğıtlarını gösterip bu varsayıma karşı çıktı;
--- Böyle bir durum mümkün olamaz. Bakın ikizlerin yazıları farklı. Ayten elyazısını dik, Nurten ise eğik yazıyor. Kaldı ki bu çocuklar iyi bir aile terbiyesi görmüşler. Benzerliklerini kötüye kullanacaklarını hiç sanmıyorum.
Nihayet ikizler arasında onları belirgin bir şekilde ayırt edecek bir farklılık ortaya çıkmıştı.
Referans Adresler